Merhaba Dostlar,
Bir yarış analizi yazmayalı oldukça uzun zaman oldu. Bu duruma, yarışların geç başlaması kadar pandemi nedeniyle iş ve hayat dengesinin değişmesi de neden oldu.
Ancak geçen hafta sonu hem politik anlamda hem de spor anlamında önemli olaylar yaşandığı için bir yazı yazma zorunluluğu doğdu. Eski yazılarımı okuyan takipçilerimin alıştığı üzere soru cevaplarla ilerlemeye çalışacağım.
Red Bull nasıl kazandı? (veya Mercedes nasıl kaybetti?)
Motor sporlarındaki en kilit nokta çoğunlukla siyah elmas diye de tanımlanan lastiklerdir.
Lastikleri sıkça yazdım, yeniden yazayım: “Bir arabanın aerodinamik olarak ne kadar iyi tasarlandığı veya motorunun gücü ikincil ve üçüncül önemdedir. En önemli konu her zaman lastikleri çalıştırmaktır. Lastikleri çalıştıramayan arabalar başarısız olmaya mahkumdur.”
Geçen hafta sonu Mercedes lastikleri yakarken Red Bull onları okşadı. Bu nedenle Mercedes; sıralama temposunda 1 saniye, yarış temposunda 0,5 saniye hızlı olmasına rağmen yarışı kaybetti.
Peki lastikleri en iyi kullanan takım olan Mercedes, bu sefer lastikleri neden yaktı?
Bu sorunun yanıtını bulmak için geçtiğimiz haftaki yarışa gitmemiz gerekiyor. Geçtiğimiz hafta yaşanan lastik hasarları Pirelli’yi bazı önlemler almaya itti. Çünkü bu hafta için 1 kademe daha yumuşak lastikler planlanmıştı. Geçen haftaki hasarlı lastikler incelendiğinde, hasarların çoğunlukla lastik omuzlarında gerçekleştiği tespit edilmişti. Pirelli ve FIA, bu yarışa özel lastik basınçlarını artırarak lastik omuzlarını korumayı amaçladı.
Geçen haftaki hasarlar, çoğunlukla lastik omuzlarında meydana geldi.
Bunun sonucu olarak lastiklerin asfaltla temas ettikleri yüzey azaldı. Aşağıdaki resimde artan basıncın lastiklere nasıl etki ettiğini görebilirsiniz. Lastik basıncı arttıkça lastiğin zeminle temas yüzeyi azalıyor. Fakat arabanın lastiklere uyguladığı yere basma kuvveti aynı. Basınç=Kuvvet/Alan formülünü kullanarak; yere basma kuvveti aynı kaldığında, alanın azalmasının, yere uygulanan basıncı nasıl arttığını hesaplayabiliriz. Dolayısıyla gridde en çok yere basma kuvveti üreten araba olan Mercedes; lastik temas yüzeyinin azalmasından en çok etkilenen araba oldu. Ve lastiklerini aşırı ısıttı.
Lastiğin fazla şişirildiği durumlarda (sağdaki resim), lastiğin zeminle temas yüzeyi azalıyor.
Sorunun lastik ısınması olduğunu nereden anladık? Şöyle: Lastiklerin aşırı ısınması kendisini kabarcıklanma ile gösterir. Kabarcıklanma, lastiğin iç karkasının aşırı ısınması neticesinde gerçekleşir. Lastik içten dışa doğru patlayarak, en çok ısınan “hat” (çizgi) boyunca kauçuk kaybeder. Lastiğin diğer yüzeylerindeki kauçuk zarar görmez. Ama kabarcıklanma hattı boyunca kauçuk kalmadığı için yol tutuş azalır. Bu durum ön lastiklerde olduğunda viraj performansı olumsuz etkilenir. Arka lastiklerde gerçekleştiğinde ivmelenme düşer. Mercedes’te hem önde hem de arkada kabarcıklanma vardı. Bu nedenle sorunu net bir şekilde tanımlayabiliyoruz: Aşırı yere basma sonucu oluşan yüksek sıcaklık.
Kabarcıklanma neticesinde oluşan hatları kırmızı oklarla çizdim.
Mühendisler bu yarıştan gerekli sonucu çıkarmıştır. Bir daha lastik basınçları değiştiğinde, muhtemelen daha az yere basma kuvveti uygulayan bir aerodinamik paket seçeceklerdir (Daha küçük ve/veya daha yatay ayarlanmış kanatlar).
Elbette tahminlerin üzerine çıkan hava sıcaklıkları da lastiklerin aşınmasına katkı sundu.
Sonuç olarak Mercedes’i mağlup eden özel koşullar şu şekilde bir araya geldi:
i) Bu hafta sonu daha yumuşak lastiklerin seçilmiş olması
ii) Lastik basınçlarının artırılmış olması
iii) Beklentilerin üzerinde seyreden hava sıcaklıkları
Yarışın başlarında Bottas’ın düşük yarış performansıyla Hamilton’a zaman kaybettirmesi, Verstappen’ın ise kenar yönetimine rağmen inisiyatifi alarak atağa kalkması da sonuçta etkiliydi.
Yeri gelmişken Verstappen’e hak ettiği sözleri söylemek boynumuzun borcu. Kenar yönetimi lastik kullanımı nedeniyle endişeliydi. Ama o arabanın içinde kendisini iyi hissetti. Arabasıyla bütünleşti ve ondan maksimumu almayı başardı. En çok da direksiyondaki antipatik mesajlarının yerini esprili mesajların almasına sevindim. Son derece rahat ve espriliydi. Yarışın sonlarında Hamilton hızlandığında ona hemen yanıt vermesi, daha potansiyeli olduğunu gösteriyordu.
Ferrari’de neler oluyor?
Ferrari’de iç savaş var. Zaman sorunsalı nedeniyle geçtiğimiz dönemlerde podcast gibi etkinlikleri çok sık gerçekleştiremedim. Ama sezon başında yaptığım bir Podcast’te (lütfen linke tıklayın), Ferrari’de bu sezon yaşanacaklara ışık tutmaya çalışmıştım. Işık tuttuğum noktalar zamanla gerçeğe dönüyor.
Geçen hafta Vettel’in arabasında pedallarla ilgili yaşanan bir problemin 3 antrenman seansı boyunca devam etmesi, en hafif tabirle özensizlikti. 1 saatte çözülmesi beklenen bir sorunun tüm antrenmanlar boyunca devam etmesi şaşılacak bir durumdu. Bir motorun, tüm periferi parçalarıyla (yani tüm yan parçaları dahil) değiştirilmesinin 2 saat sürdüğü bir ortamda, 2 gün boyunca pedallarla uğraşılması hoş olmadı. Üstüne üstlük bu yarış öncesinde Vettel’in antrenmanda mekanik arıza yaşaması da buna tuz biber oldu.
Son iki hafta sonunda Vettel’i arabanın dışında, içinde olduğundan daha uzun süre gördük.
Tüm bunlar sürücünün kafasını karıştırır. Takım arkadaşı her iki hafta sonunda sorunsuzca antrenman turları atarken, kendisi kenarda oturdu. Zaman zaman da arabasının cıvatalarını sıktı. Bunlar da canını sıktı. Bu tip özensizlikler bir pilotun arabaya, takıma, kendine güvenine zarar verir. Nitekim, bu güven kaybı bütün hafta demeçlere yansıdı.
Takımla Vettel arasında artık bir savaş var. Hafta içi Binotto, “Birkaç onda bir saniye kadar hızlandık.” dedi. Vettel’se, “Ben bir fark göremiyorum.” diyerek onu yalanladı. Demeç savaşları yarıştan sonra da devam etti. Vettel telsizden, “Stratejimiz yanlıştı. Yarışımı berbat ettiniz.” dedi. Bu sefer Binotto, “Vettel yarışın başında yaptığı hata sonucu en iyi ihtimalle 12'nci olabilirdi. Öyle de oldu. Stratejimiz hatalı değildi.” diyerek onu yalanladı. Artık iki tarafın arasındaki ilişki net bir şekilde zehir saçıyor. Bu ilişkinin sene sonunu görmesi çok zor bence.
Peki işin aslı ne? İşin gerçeği her ikisinin de haklılık payı var. Vettel yarışın başında hata yaptı, Ferrari de stratejide hata yaptı.
Ferrari’nin strateji hatası neydi?
Yarışın 22'nci turuydu. Vettel öndeki pilotlarla benzer tempoda, dokuzuncu sıradaydı. Öndeki pilotların pit zamanları gelmişti, nitekim o tur içinde pite girdiler. Bu pitler sonucunda Vettel’in önü açık, yedinci sırada olacaktı. Orta vadede rakibi altıncı sıradaki Ocon olacaktı. Henüz pit yapmasına gerek yoktu. Birden pit çağrısı geldi. Telsizde hafif bir itirazdan sonra Vettel pite geldi. Pitten çıktığında on beşinci sıradaydı ve yoğun bir trafiğin içindeydi. Yani Ferrari şöyle bir hamle yaptı: Önü açık olarak 7'nci sırada gidecek pilotu pite aldı ve 15'inci sırada trafiğe mahkum etti. Vettel yarış başında hata yapmış olabilir, ama temposu iyiydi. Maalesef Ferrari’nin bu hamlesi, Vettel’in yarışını bitirdi.
Ferrari Vettel’i neden pite almış olabilir? Aslında bunun gerekçesini de Vettel telsizden söyledi. Vettel, “Leclerc’e yol vermemi söyleseydiniz, verirdim. Beni pite almanıza gerek yoktu. Zaten farklı stratejideyiz.” dedi. Yani Vettel’in pite alınma nedeni, Leclerc’in zaman kaybı yaşamadan Vettel’i geçmesini sağlamaktı. Bu hamleyle olası bir Leclerc-Vettel mücadelesinin de önüne geçmiş oldular. Aslında bu durum bile pit duvarının Vettel’e güvensizliğini ortaya koyuyordu. Vettel’i, Brezilya benzeri bir durumun ortaya çıkmasından çekindikleri için pite aldılar. Pit sonrası Vettel, piste trafiğin ortasında çıktı ve 8'inci bitirebileceği yarışı 12'nci bitirdi.
Ferrari’nin yarış performansı nasıldı?
Onun dışında Ferrari, paketi anlamaya başladı. Bunu da beş yarıştır, 2 arabayı farklı ayarlarla piste çıkararak başardılar. Özellikle iki yarış arka arkaya olduğunda aynı pistte toplam 4 farklı ayar deneyerek veri topluyorlar. ideali arıyorlar ve ideale daha çok yaklaşıyorlar.
Twitter hesabımda geçen yarış yazmış olduğum konu yavaş yavaş doğrulanıyor. Ferrari, orta sıra takımların önüne çıkmaya başladı. Şu andaki yerleri Mercedes ve Red Bull’un gerisinde. Ama McLaren, Racing Point ve Renault’nun önünde. Cumartesi günkü sıralamalarda biraz daha gerilerde kalmaları ayarlarla ilgili. Arabaları sıralamalardan ziyade yarış için ayarlıyorlar, ki bu doğru tercih. Çünkü puanlar pazar günü veriliyor.
Leclerc’in ve Ferrari’nin lastik kullanımı düzeldi mi?
Leclerc kusursuz bir yarış çıkardı. Arabasının alabileceğinden biraz daha iyi bir derece aldığını düşünüyorum. Ancak lastik kullanımı konusunu konuşmak için henüz erken. Bunu iki nedenle söylüyorum.
Leclerc, alabileceği en iyi sonucu aldı. Son derece başarılı bir yarış çıkardı.
İlk neden Leclerc’in tüm yarış boyunca lastiklerini zorlayacak hiçbir ikili mücadele içinde olmaması. Leclerc, sekizinci başladığı yarışı dördüncü bitirdi. Ancak tüm yarış sadece bir araba geçti: Norris. Orta sıralarda, Leclerc’in rakipleri birbiriyle mücadele ederken lastiklerini oldukça zorladı. Özellikle Hülkenberg’in kötü bir lastik seti nedeniyle yaptığı ekstra pit ekmeğine yağ sürdü. Bu mücadelelerden uzak durması sayesinde lastikleri hiç zorlamadı ve tek pitle finişe kadar geldi.
İkinci neden Leclerc’in, yarışın sonlarında, kendi turlarından 4 saniye kadar yavaş turlar atmasıydı. Lastiklerini o şekilde koruyabildi. Hatta lastik konusunda o kadar uçtaydı ki, Hamilton’la sadece 2–3 viraj süren mücadelesi dahi Leclerc’i etkiledi. Leclerc, “Hamilton beni geçtikten sonra lastikteki titreşimler o kadar arttı ki, aşırı yavaşlamak zorunda kaldım.” dedi. Yani bu kadar kısa süren bir zorlama dahi lastiklerini olumsuz etkiledi.
Sonuç olarak Leclerc’in iyi lastik kullanımı, ikili mücadelelerden uzak durmasıyla ilgiliydi. İkili mücadelelerden uzak durarak yarışı podyuma yakın bitirmesini, lastik kullanımından ziyade yarış zekasına bağlıyorum. İleriyi görerek kendisini yıpratıcı mücadelelerden sıyırdı ve bu başarılı sonucu aldı. O nedenle onu zaman zaman Prost’a benzettiğimi belirtiyorum.
McLaren, Renault ve Racing Point hakkında neler yazabiliriz?
Her 3 takım da sıralama başarılarını yarış sonucuna dönüştüremedi. Racing Point’in başladığı yerden geride bitirmesi beklediğim bir sonuçtu. Ancak Hülkenberg’in şansı yanında olsa yarışı beşinci bitirebilirdi. Üçüncü set lastiği buna engel oldu. Zaman zaman rastlandığı üzere bazı lastiklerde, üretim prosesi kaynaklı sıkıntılar yaşanabiliyor. Lastikler standart performanslarından uzak kalabiliyorlar. Bu nedenle pilotların, “İkinci set lastiğim kötüydü.” veya “Kötü bir set lastiğe denk geldim.” dediklerini okuruz/duyarız. Hülkenberg, ikinci pitte taktığı lastikle yarışı bitirmeyi planlıyordu. Ancak “kötü” set lastik 2 tur içinde kabarcıklandı ve yol tutuşu tamamen kaybetti. Hülk, üçüncü defa pite girerek beşinciliği kaybetmiş oldu.
Ricciardo Renault’nun potansiyelini kendi hatası nedeniyle ortaya koyamadı. Ricciardo, 31'inci turda spin atarak lastiklerini bitirdi ve mecburen girdiği üçüncü pitle birlikte gerilere düştü. Kendi spini için, “Sebvari bir spindi.” dedi.
McLaren sezon başındaki ivmesini kaybetti ve bu sezon ilk defa Ferrari’nin arkasına düştü. Racing Point davasına konsantre olmak yerine kendi arabalarına odaklanmaları onlara kıymetli dereceler kazandırabilir. Zira bu pist, onların aracına en az Red Bull kadar uygundu.
Son cümlelere geçmeden Russell’a da bir parantez açayım istiyorum. Sıralamalarda harika iş çıkarıyor. Onu da Leclerc ve Verstappen gibi potansiyeli yüksek bir arabada görmek isterim. Umarım o şansı elde eder.
Şimdilik yazıyı burada keselim. Çok uzun olduğunda okumakta zorlandığınızı, gelen mesajlardan biliyorum. Özellikle Racing Point konusunu ayrıntılı bir yazıda ele alacağım.
İyi okumalar,
Fırat KESKİN