Hiçbir evlilik, biteceği varsayımı üzerine kurulmaz. Hepsi güzel başlar, bazen kötü biter. Aynı Vettel-Ferrari evliliği gibi.
Sebastian Vettel Ferrari’ye transfer olduğunda herkes, yeni bir Michael Schumacher döneminin başlayacağını düşünüyordu. Vettel’in Ferrari’ye geçme kararı, zorlu koşullarda alınmıştı. Çünkü Ferrari, 2015 yılından önceki iki sezonda sadece toplam üç galibiyet almıştı. Schumacher de benzer zorlu koşullarda bu kararı almıştı. Hatta Schumacher döneminde Ferrari’nin durumu, önceki üç sezonda sadece üç galibiyetle biraz daha bile kötüydü.
Ama bu zor koşullara rağmen Vettel’in arkasında büyük bir rüzgâr vardı. Herkes, iki defa dünya şampiyonu olmuş bir Almanya doğumlu pilotun direksiyona oturduğunda neler olduğunu hatırlıyordu. Vettel ise dört defa dünya şampiyonu olmuştu. Fakat maalesef iki dönem arasındaki benzerlikler, Almanya doğumlu birinin kırmızı araba kullanmasıyla sınırlı kaldı. Başarı gelmedi.
Vettel dönemiyle Schumacher dönemi arasında, başarı dışında da belirgin farklar var. Hatta belki de başarının gelmemesinin nedenlerini bu farklarda aramalıyız. Öncelikle Schumacher’in Ferrari’de geçirdiği 11 yıllık dönemin hemen hemen tamamında, ekip aynıydı. Bu ekip, birbirine çok bağlı olmasının yanında, o dönemin en iyisiydi. Luca di Montezemolo, birbiri için yaşayan bu ekibin her istediğini yaptı. Her şey Schumacher’in başarısı için planlanmıştı. Herkesin görev tanımı netti. Schumacher’in yanına gelen pilotların dahi görev tanımı belliydi ve bu görev sözleşmelerinde “ikinci pilot” ibaresiyle netleştirilmişti.
Vettel’in geçirdiği altı sezonda ise durum bunun tam zıddıydı. Vettel, dört farklı CEO ve dört farklı teknik patronla çalıştı. Vettel, ekip kurmak anlamında Ferrari’den tek bir şey istedi: Şimdiki McLaren teknik patronu olan Andreas Seidl. O da kabul görmedi. Räikkönen’den zaman zaman pist üzerinde yol vermesi beklense de Schumacher dönemi gibi net bir ikinci pilottu diyemeyiz. Leclerc’i zaten ayrı tutmak lazım. Takım emirlerini sadece ilk yarışında dinledi, sonrasında takım emri verilse de Leclerc dinlemedi. Vettel, aynı zamanda şanssızdı da. Özellikle efsane CEO Sergio Marchionne’nin 2018 yılındaki vefatı çok zamansızdı ve takımı tepeden tırnağa etkiledi. Belki de o sezonun, Hockenheim kazasıyla birlikte kırılma noktasıydı.
Tüm bu olumsuzluklara rağmen Vettel yine de dünya şampiyonu olabilirdi. Eski F1 pilotu Karun Chandhok’un ifadesiyle,“2017 sezonunu kazanabilirdi, 2018 sezonunu kazanmalıydı.” F1’in en büyük sivil toplum kuruluşu olan Tifosiler, bu şampiyonlukların kaybedilmesinde Vettel’i suçladı. Özellikle 2018 sezonunda Vettel-Tifosi bağı yara aldı.
Tifosiler kısmen haklı olmakla birlikte her iki sezondaki başarısızlıkta Ferrari’nin ve kaderin de payı vardı. 2017 yılının ikinci yarısında yapılan güncellemeler istenildiği gibi çalışmadı. Ferrari’nin, güncellemelerdeki hatayı anlaması üç yarış sürdü. Malezya GP’sinden önce takılan yeni motor sorun çıkardığı için Vettel sıralamalara çıkamadı ve yarışa son sıradan başlamak zorunda kaldı. Japonya’da sıralamalarda yanlış taktik kurbanı oldu ve sonrasında starttan hemen önce buji arızası yaşadı.
2018 sezonunda önce kendi hataları, sonra CEO Sergio Marchionne’nin zamansız vefatı, sezon ortasından sonraki güncellemelerin çalışmaması ve rakibi Hamilton’ın kariyerinin en iyi sezonlarından birini geçirmesi sonucunda sezonu kaybetti. Pek çok otoriteye göre o sezon Ferrari, pistteki en iyi arabaydı.
Belki de kariyerindeki en büyük hatası, Ferrari’yi kendi istediği gibi bir araba üretme konusunda ikna etme çabasıydı. Bu konuda o kadar ısrarcıydı ki sürüşünü önüne konulan arabaya göre uyarlamak yerine arabayı kendi sürüşüne uydurmaya odaklandı. Adrian Newey, How to Build a Car adlı kitabında Vettel’in sürüşünü, “Çok geç fren yapar. Geç fren yaptığı için virajı alabilmek için arabayı geç ve keskin bir şekilde döndürür. O nedenle arkası sağlam bir araba ister.” cümleleriyle anlatıyor.
Ferrari ise arkada daha stabil araba yapmak yerine düşük yere basma kuvveti üreten, hızlı virajlarda ve düzlüklerde süratlı araba yapmaya odaklandı. Sadece 2017 ve 2018 arabaları biraz daha Vettel’in isteğine yakındı ama yine de eldiven gibi eline oturduğu söylenemez.
Vettel’in de hataları oldu dedim. Ama tek suçlu Vettel miydi? Enzo Ferrari’nin 1987 yılında bizzat görevlendirdiği son pilot olan, sporun duayenlerinden Gerhard Berger, Ferrari’deki psikolojiyi şöyle anlatıyor: “Ferrari, pazarlamada şampiyondur ve pistlerde de yeteri kadar şampiyon olmuştur. Ama aynı zamanda işler yolunda gitmediğinde suçu pilota yüklemekte de şampiyondur. Bunu Alonso’da gördük ve şimdi de Vettel’de görüyoruz.”
F1’de başarı, tıpkı başarısızlık gibi takım işidir. Aynı evlilikte olduğu gibi, bu sporda da birbirini tamamlayamayanlar ayrılıyor. 2021’de, her iki taraf da yeni bir hayata başlıyor. Bize de her iki tarafa, bundan sonraki kariyerlerinde başarı dilemek düşüyor.
Fırat Keskin